DEVRİM AKIMI: Konstruktivizm

DEVRİM AKIMI: Konstruktivizm

Haziran 21, 2021 0 Yazar: Kağan Güler

1920’lerin başında birçok deneysel akım ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri, Rusya da 1917 Ekim devrimi ile Sosyalist geçekliğin etkili olduğu yıllarda ortaya çıkan ve 1920’lerin sonunda da Sovyetler Birliğinde uzun vadede etkisi sürecek olan Konstrüktivizm denilen bir akımdır. Konstrüktivizmde, somut bir kaynağı olmayan mühendislik ürünlerini hatırlatan güçlü formlar kullanılmıştır. Konstrüktivizmin ortaya çıkma sebeplerinden biri Sovyetler birliğinin politik olarak kendini ortaya koyabilmesidir. Bir diğeri ise biyoloji ve fizikten yararlanarak sanata gerek kalmadan ortaya bir şeyler konabileceğinin ispatlanmasıdır. Mimarlık sosyal gelişimle ilişki içine girerek gereksinimleri karşılayacak ve bunu yaparken de bilimsel süreç ve mimari geleneklere bağlı olmadan yeni formlar ortaya koyacaktır.

Bilimin inşa edilen biçim diline nasıl çevrileceğini göstermiş olan bu akım döneminde sert tartışmalar çıkarmıştır. Her şeye rağmen Sovyetler Birliğinin hem içinden hem de dışından birçok mimarın esin kaynağı olmuştur. Amaçları insanları burjuva olmayan bir kültüre doğru çekerek bilim, sol politik görüş ve sanatın birleşmesini sağlamaktır. Biçimsel buluş yeteneği ve yaratıcı özgürlüğün kanıtı olan, Konstrüktivizm her ne kadar modernizmin içinde yer alan bir akım olsa da, daha sonraları postmodernizmin panzehiri olarak görülmüştür. Modernizm içerisinde çok sıra dışı ve farklı kalmıştır.

Bu akım Rus heykeltıraş Naum Gabo ve Fransız Ressam Heykeltıraş Antoine Pewsner tarafından geliştirilmiş olup, ilkeleri 1920’de yayınlanan ‘Realist Manifesto’ adı altında açıklanmıştır. Gabo’ya göre heykel, bir kütlenin yontulmasıyla oluşabileceği gibi çeşitli elemanların birbirlerine bağlanması yöntemiyle de oluşturulabilir. Konstrüktivizmde mekanik bir estetik ön plandadır. Ressam, heykeltıraş ve mimar Vladimir Tatlin ile ressam ve mimar Lissitzky bu akımın önde gelen sanatçılarındandır.

Vladimir Tatlin’in 1920’de oluşturduğu Tatlin Kulesi (Üçüncü Enternasyonal Anıtı), konstrüktivizmi sergileyen bir proje olarak kalmış ve uygulama aşamasına geçememiştir. Sosyalist bir ifadesi olan bu yapının formu logaritmik bir diziyle oluşur, diğer bir yandan ise Eiffel Kulesine gönderme yapar. Strüktürel dinamizmin sergilendiği yapıda, mühendisliğin soyut biçim dili kullanılmıştır. Kapalı yapılar görmeye alışkın olduğumuz bir dönemde formu ve rengiyle tam bir sıra dışılık örneği oluşturmuştur. Formunun yanı sıra, kırmızı rengiyle de iddiasını ve farklılığını ortaya koymuştur