BİYOMİMİKRİ YAKLAŞIMI

BİYOMİMİKRİ YAKLAŞIMI

Temmuz 15, 2021 0 Yazar: Ömer Uslu

Mimarlık ve tasarım dsiplinlerinin doğa ile kurduğu ilişki, temelde ‘’doğadan esinlenmek’’ başlığı altında şekillenmektedir.Mimarlık için doğadan esinlenme, eskiden beri bilinen bir yaklaşım olup insanın doğayı gözlemlemesi, ondan birşeyler öğrenmesi ve yorumlaması ile gelişmiştir.

Farklı dönemlerde farklı şekillerde ele alınan bu yaklaşım literatürde biyomimesis/biyomimetik/biyomimikri gibi benzer adlarla anılmaktadır. Yunanca yaşam (bios) ve taklit (mimesis) kelimelerinin birleşiminden oluşan ve ilk defa  1960’larda Amerikalı mühendis Otto Schmitt tarafından kullanılan kavram, insanların karşılaştığı problemlere çözüm ararken, doğanın çok uzun yıllardır uyguladığı yöntemleri inceleyerek ondan ilham almalarına dayanan bir problem çözme yaklaşımı olarak tanımlanmaktadır. (Benyus, 1997).

Doğadan esinlenmenin farklı ele alış biçimleri tarihsel sürece göre değişmektedir. Sanayi öncesi dönemde doğadan esinlenme, doğadaki biçimlerin taklit edilerek mimari forma dönüştürülmesiyle sınırlıdır. Ancak günümüzde doğadan esinlenme, bilgisayar teknolojisinin desteğiyle gelişerek varlığını sürdürmektedir.

Crystal Palace: 1851 yılında Joseph Paxton tarafından tasarlanan yapının strüktüründe Viktoria Zambağından esinlenilmiştir. Zambağın çapraz kaburgalar tarafından sağlamlaştırılarak, radyal bir kaburga tarafından gözlemlemiştir. Böylece strüktürel anlamda doğadan esinlenilmiştir.

LAVA- Enerji Depolama Merkezi: 2019 yılında tamamlanması planlanan projenin inşasına Almanya, Heidelberg de 2017 yılında başlanmıştır. Silindir bir depolama merkezi olarak tasarlanan binanın kullanım amacı, halka açık bir sürdürülebilir enerji bilgi merkezi oluşturmaktır.

Katmanlı cephe tasarımına sahip olan binada bir çok esin kaynağı vardır. Esneklik, uyarlanabilirlik, enerji geçişi, yerinde yönetim ve ağ oluşturma kavramlarını sergileyebilmek adına örümcekler, yapraklar ve sürüngen derilerinden ilham alınmıştır.

Pekin Ulusal Su Sporları Merkezi (Su Küpü): 2008 yılında Çin’in başkenti Pekin’de açılan Su Sporları Merkezi, sabun köpüklerinin doğal oluşumundan esinlenilerek tasarlanmıştır.

Arup tasarımcıları ve yapı mühendisleri, organik görünürken balonların tekrarlayan ve geliştirilebilir olacağını düşündüler. Rastgele dağılmış görünen cephe sistemi aslında belirli bir düzen için tekrar etmekte ve seçilen malzeme (ETFE) sayesinde güneş enerjisinin %20 sini hapsederek ısıtma için kullanılmaktadır. Aynı zamanda yarı saydam olan bu malzeme gün boyunca ışık alarak %55 aydınlatma enerjisinden tasarruf sağlanmaktadır. Cephe yağmurla yıkanarak kendi kendini temizlemektedir.

Tayvan Hastalık Kontrol Merkezi -BioLab: 2009 yılında Nicoletti Associati tarafından tasarlanmıştır. Zararlı deniz kabuklarının formundan esinlenilerek tasarlanan hastalık kontrol merkezinin cephesinde oldukça ilginç detaylar vardır. Dış cephede tehlikeli bakterilerin DNA dizilimini temsil eden geometrik desenler bulunmaktadır.

Sanat Bilimi Müzesi: 2011 yılında Singapur’da projelendirilen Müze binası körfez suyunun bitişiğinde yer almaktadır. Yapı gölün üzerinde bulunan lotusları anımsatan mimari tasarıma sahiptir.

10 yapraklı bir çiçeğe benzeyen yapı 10 parmağa atıfta bulunur. Her biri farklı yüksekliğe sahip olan parmaklar güneş ışığını mekanın içine alır. Çanak şeklinde olan çatı formu sayesinde, yağmur suyu toplanarak iç gölete akıtılır. 60 metre yüksekliğindeki binayı çelik bir kafes taşımaktadır. Çelik kafes 10 adet sütun ile desteklenir.