2. ULUSAL MİMARLIK AKIMI

2. ULUSAL MİMARLIK AKIMI

Haziran 25, 2021 0 Yazar: Kağan Güler

1930’larda ulusa egemen olan yabancı mimarlar ve bunların batı kökenli mimari anlayışlarına bir tepki olarak ancak bununla beraber II. Dünya Savaşı sırasında savaşın dışında kalmış olsa da Türkiye’de bu yıllarda savaşın yarattığı etkiyle birlik ve beraberlik duygusunun ulusal niteliğe bürünmesi sonucu 1938–1950 yılları arasında etkili olan akımdır. Akımı, milli birlik ve beraberlik duygusunun ulusalcı bir tutumla mimariye yansımasıdır şeklinde nitelendirebiliriz. Akım, Önceleri Milli Mimari sonraları ise II. Ulusal Mimarlık olarak adlandırılmıştır. Akımın en önemli özelliği ulusal mimariye özgü öğelerin kullanılmasıdır. Savaşın yarattığı etkiyle güçlenen akım özünde değişik etkileri, karmaşıklığı da yansıtmaktadır. Bir takım örnekler de akımın, Almanya ve İtalya’da ki faşist yönelimlerce ele alınan anıtsal mimarlıktan etkilendiği gözlenir. Bu bağlamda B. Uçar’ın Ankara’da ki DDY Genel Müdürlüğü bu doğrultuda bir biçimlenme gösterir.

Bu akım modernist anlayışın bir antitezi olarak yorumlanmakta, modern mimarlığın geleneksel bir çerçevede yorumlandığı ancak bunun uyumsuz olduğu gibi çeşitli şekillerde eleştirilmiş bir akımdı. Özellikle yapılarda ithal malzemenin kullanılması da bu eleştirilere yol açan unsurlardandı. Ancak Eldem’in başı çektiği bir grup, yerel malzeme ve biçimlere dayanan bir mimarlık amaçlamıştır. Büyük kitleleri etkisi altına alan milliyetçi-ırkçı yönelimler sanat alanında etkili olduğu gibi mimariyi de etkisi altına almıştı. Mimarlığı devletin gücünü göstermek amacıyla bir propaganda aracı olarak kullanılmış, bu doğrultuda büyük boyutlu binalar, stadyumlar, toplantı mekanları, büyük ölçekli bakanlık binaları, meydanlar vb. tüm dünyayı etkisi altına aldığı gibi şüphesiz Türkiye’de de bu etkileri akım çerçevesinde görebilmekteyiz. Bu etkiler Türkiye’de farklı bir karaktere bürünmüştür. Türkiye’de Modernist mimari’nin eleştirisin de benzer uygulamaların kullanılması, ulusal sanatın eski olgun haline getirilmesi ve mimarlık alanında gözlenen başı boşluğa bir son verilmesi bu bağlamda Avrupa’dan gelişi güzel alınan uygulamalar yerine ulusun kendine özgü bir mimari anlayışın oluşturulması gerekmekteydi. Bu dönemde tıpkı I. ulusal mimarlık akımında olduğu gibi Osmanlı mimarisi ve Selçuklu yapılarının mimari özellikleri göz önünde bulundurulmuştur. Bu iki mimari anlayışa ek olarak Türk konut mimarlığının özellikleri de bu akımın uygulayıcıları tarafından kullanılmıştır.

Ağırlıklı olarak klasik Osmanlı formlarını kullanan I.Ulusal mimarlık akımı zamanında gericilik olarak nitelendirilmişse de, İkinci Ulusal Mimarlık Akımı bu şekilde bir eleştiriye pek maruz kalmamıştır. Bunun en önemli nedenlerinden birisi modern mimari öğelerinin ikinci üslupta daha yaygın kullanılmasıydı. Kolay monte edilebilen hafif taşıyıcı sistem ve mekanlara cömertçe güneş ışığı sağlayan geleneksel ahşap ev mimari öğeleri, İkinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın beklentilerini fazlasıyla karşılamıştır. Akımın en önemli temsilcileri ise Sedat Hakkı Eldem ve Emin Onat’tır.

II. Ulusal Mimarlık akımı iki girişim çevresinde ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri yabancı mimarların Türkiye’de iş yapmalarını engelleyen girişimler, diğeri ise Güzel Sanatlar Akademisi’nde 1934 de başlatılan Milli Mimari Semineri’ne bağlı çalışmalardı. Mimar Sedat H.Eldem’in adıyla bütünleşmiş olan seminer, yerli bir mimarlık için araştırma açmak ve bu doğrultuda bir eğilim geliştirmeyi amaçlamıştır. Seminer o zamana kadar kullanılmamış bir kaynağa, sivil mimari incelemelerine yönelmiştir. Bu doğrultuda başlangıçta İstanbul’da yer alan köşk ve yalılar inceleme kapsamına girmiş, daha sonra Anadolu kontu kültürünü araştırma yoluna gidilmiştir. Böylelikle üç farklı eğilimin ortaya çıktığını görüyoruz. İlk eğilim nostaljik ve yenilemeci bir anlayışı ortaya koymaktaydı. Bu anlayış İstanbul konutlarının incelenmesine dayanan ve kente özgü özelliklerle kendini ortaya koyan, nostaljik anlayış ve akademik yöntemlerin sentezi olmaya yönelen bir tasarım anlayışıydı. Bu anlayışın temsilcisi Sedat Hakkı Eldem idi. Bu eğilimde tarihi biçimlerin doğrudan kullanılması yerine planların, ölçü, oran ve biçimlerin incelenmesiyle tasarım ölçütlerine ulaşmayı hedeflemiştir. İkinci eğilim ise modern mimarinin işlevsel ilkelerini klasik ve anıtsal biçimlendirmelerde kullanan Holzmeister ve Bonatz’ın üslubunu izleyen akademik-ulusalcı bir yaklaşımdır. Özellikle kamu yapılarında bu anlayış benimsenmiştir. Bu anlayış Avrupa etkilerine ve biçimlerine yakın bir tutum sergilemekteydi. Bu anlamda uluslararası bir nitelik taşıyordu. Özellikle ulusal nitelikte diyebileceğimiz unsurlar pencere, kolon başlığı gibi ögelerde belirtilmiş olup taşıyıcı sistemde modern malzeme ve yapım teknikleri kullanılmıştır. Ana cepheler ise taş kaplamalardan oluşmaktadır. Özellikle resmi yapıların bir çoğu bu akademik – ulusalcı bir anlayışla ele alınmıştır. Üçüncü eğilim ise popülist ve yerli olarak nitelendirilen yaklaşımdır. Bu yaklaşımda ulusallığı bölgesel-folklorik ögelerle rasyonalist ilkelerin ve biçimlerin bileşimde arayan eğilimdir. Halkçı eğilimde olan yaklaşım Milli Mimari Semineri ile benzerlik gösterse de burada söz konusu İstanbul’da ki üst sınıfa ait köşk ve konakları değil, Anadolu kentlerinin mimarlık birikiminin araştırılmasına dayanan bir eğilim söz konusu. Bu bağlamda Yüksek Mühendis Mektebi ve mimarlık şubeleri İstanbul Teknik Üniversitesi’ne ve Mimarlık Fakültesine dönüştüğünde ilk mezunlar yeterlik çalışmalarını Anadolu mimarlık yapıtları üzerine yaptılar. Bölgesel şemalara, kırsal biçimlere eğilimli bu yaklaşım özellikle tek konut tasarımında düzeyi olan bir çizgi tutturabilmiştir. Özelikle bu yaklaşımda M. Emin Onat etkili olmuş ve bu eğilimde önemli örnekler vermiştir.

Önde Gelen Mimarlar

Sedat Hakkı ELDEM

Emin ONAT

Alman Mimar Paul Bonatz

Vedat Dolakay